Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)
Son yıllarda sosyal medyanın da etkisiyle DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu), diğer adıyla ADHD, daha görünür ve daha çok konuşulan bir konu haline geldi. Özellikle sosyal medya platformlarında dikkat dağınıklığı, erteleme, zaman yönetiminde zorlanma, unutkanlık ya da bir işe başlamakta güçlük çekme gibi deneyimlerini paylaşan ve bunların DEHB ile ilişkili olabileceğini düşünen birçok insanla karşılaşıyoruz.
Bu görünürlük, uzun zamandır yaşanan ancak anlamlandırılamayan bazı güçlüklerin fark edilmesine ve kişilerin kendilerini daha iyi anlamalarına katkı sağlayabilir. Bununla birlikte, sosyal medyada karşılaşılan belirtiler üzerinden kişinin kendisine DEHB tanısı koyması ile kapsamlı bir klinik değerlendirme sonucunda DEHB tanısı alması aynı şey değildir. Benzer belirtiler farklı psikolojik süreçlerle, yaşam koşullarıyla veya başka klinik durumlarla da ilişkili olabilir. Bu nedenle kişinin yaşadığı güçlüklerin değerlendirilmesi ve tanı sürecinin bir psikiyatrist ya da bu alanda yetkin bir uzman tarafından yürütülmesi önemlidir.
Tanının konulması ise sürecin sonu değil, kişinin yaşadığı güçlükleri daha doğru bir çerçevede anlamaya başladığı bir başlangıç noktası olabilir. Çünkü DEHB yalnızca dikkat dağınıklığı ya da unutkanlık üzerinden ele alınabilecek bir durum değildir. Zaman yönetimi, planlama, erteleme, dürtü kontrolü, duyguların düzenlenmesi, görevleri sürdürme ve kişinin kendisiyle ilgili geliştirdiği düşünce ve inançlar da kişinin günlük yaşamındaki deneyimini etkileyebilir.
Özellikle nörogelişimsel bir bozukluk olması sebebiyle kişinin çocukluğundan itibaren var olan bir durum olduğundan, süreç yalnızca “daha iyi organize olmayı öğrenmekten” ibaret değildir. Kişinin yıllar boyunca yaşadığı unutkanlıklar, ertelemeler, yetiştiremediği işler veya çevresinden aldığı “tembel”, “dikkatsiz”, “sorumsuz” gibi geri bildirimler zaman içinde kendisiyle ilgili bazı inançların oluşmasına da katkıda bulunabilir. Bu nedenle terapi sürecinde hem bugün yaşanan güçlüklerle baş etme yollarına hem de bu deneyimlerin kişinin benlik algısı ve duygusal yaşamı üzerindeki etkilerine alan açılabilir.
Diğer bir yandan yetişkinlikteki DEHB belirtileri çocukluktakine benzemeyebilir, örneğin hiperaktivite fiziksel bir aktiviteden çok zihinsel huzursuzluk, hızla akıp giden düşüncelere dönüşebilir. Çocuklukta görülen dikkat eksikliği ise, obsesif baş etme startejileri veya anksiyete ya da dikkat eksikliğinden çok dikkati sürdürme ve yönlendirmede zorluk olarak deneyimlenebilir. Dürtüsellik kişinin hızlı duygulanımı, duygu düzenlemede güçlük, hızlı karar verme ve harekete geçmek şeklinde görünebilir.
Psikoterapide ise kişinin günlük yaşamını düzenlemesine yardımcı olacak beceriler çalışır, ama bununla sınırlı kalmaz. Örneğin erteleme davranışı ele alınırken, sadece plan ve strateji oluşturarak ilerlemek oldukça zordur. Bir görevi yapmak istememek ile göreve başlamayı zorlaştıran duygusal süreçler de bütüncül olarak değerlendirilir. Olumsuz duygulara tahammül etmede zorlanma, hızlı öfkelenmek veya duyguların etkisinden çıkmakta güçlük alanlarında da çalışılır. Önemli noktalardan bir tanesi de kişinin benlik algısı ve kendisiyle ilgili değerlendirmeleridir. Kişi kendine karşı eleştirel bir tutumu içselleştirmiş ve o sese kulak vermesi gerektiğine inanıyorsa, bu herhangi bir alanda işlevsel kalmayı ve özdeğeri etkileyen bir durum olabilir. Psikoterapide bu sesin nereden geldiğini anlamak ve onu dinlememeyi öğrenmek de sürecin bir parçası olabilir. “Neden böyleyim?” sorusundan “İhtiyaçlarımı anlayarak kendim için neyi farklı yapabilirim?” sorusuna geçebilmek hedeflenebilir.